Ortak Geleceğimizin Mimarı, Aslında Zeytin Midir?

Ortak Geleceğimizin Mimarı, Aslında Zeytin Midir?

Ortak Geleceğimizin Mimarı, Aslında Zeytin Midir?

Ortak geleceğimizin mimarını zeytin midir ile başladığım yazıda; bırakın ülkece, tüm dünya vatandaşları olarak bizi bekleyen geleceğin, sahiden de ortak olduğunu anladığımız dönemi sonunda birlikte deneyimliyoruz. Yaşadığımız tüm acıların ortak bir yerde buluştuğunu, bu acıları ve zorlukları ancak ortak bir dille ve davranış biçimiyle aşabileceğimizi, örneğin yakın zamanda TV ekranlarından bir film gibi izlediğimiz savaş sayesinde idrak ettik -veya umarım idrak etmişizdir mi demeliyim? 

Son zamanlarda dilimize pelesenk olan “sürdürülebilirlik” kavramı, Hintli guru Sadhguru ve zeytin nerede buluşuyor?

Bir de bu ortak gelecek mevzusuna, daha pozitif temelli bir yerden bakalım: Geçen ay uzun bir farkındalık yaratma yolculuğuna çıkan, 23 Nisan’da da İstanbul durağında bir konuşma yapan Hintli spiritüel Sadhguru, motoruyla ülkeleri gezerek, Birleşmiş Milletler desteğini de arkasına alarak Save Soil/Toprağı Kurtar isimli bir yolculuğa çıkıyor. Toprağın elimizde, gelecek nesillere ve doğmamış çocuklara bırakabileceğimiz tek şey olduğunu vurguluyor ve diyor ki, toprak ölüyor ve buna bizzat biz kendimiz, ihtiyaçlarımızı sınırlamadığımız için sebep oluyoruz.

Ortak geleceğimizin mimarını zeytin midir sorusuna dönecek olursak; zeytin ölümsüz ağaç olarak bilinir değil mi? Ekonomi de insanın sınırsız ihtiyaçlarının kıt kaynaklarla nasıl karşılanabileceğini ve hem tüketimi hem üretimi araştıran bir bilim dalıdır. Burada dikkat edilecek nokta, kaynakların kıt, insan ihtiyaçlarınınsa sınırsızlığıdır.

Akademik geçmişim nedeniyle sık sık duyduğum ve bana çok tanıdık gelen “sürdürülebilirlik” kavramını zeytin açısından irdelemek isterim bu yazıda. Ölümsüz bir ağacı ekonomiye konu ettiğimizde insanın böylesi güçlü bir varlığı harcama potansiyelini gözler önüne sermek niyetindeyim. Sürdürülebilirlik kavramı ilk kez Birleşmiş Milletler’in 1983 yılında yayınladığı “Ortak Geleceğimiz” adlı rapordan sonra hayatlarımıza girmiş. Benim gibi Y kuşağı üyeleri için belki de çok sıradan bir kelime çünkü neredeyse her yerde karşımıza çıkıyor. Ancak burada amacım, bu çok karşımıza çıkan kelimenin tam olarak ne ifade ettiği ya da belki biraz işin felsefesi…

Gayriciddi bir soru: Ekosistem mi büyük biz mi? 

Gıda mühendisliğinde lisans yaptıktan sonra zeytinyağı ekonomisi, zeytinyağı üreten ülkelerin kıyaslanması, zeytinyağı tüketimi, markalaşma, pazarlama ve duyusal analiz gibi konularda yaptığım kariyer bana zeytine 360 derece bakabilme olanağı sağladı. Elbette zeytin leb-i derya bir ağaç ve benim insan olarak sınırlı hayatımda yapabileceğim sadece onu anlamaya çalışmak ve anladıklarımı da başkalarına aktarmak. Dolayısıyla zeytincilikte sürdürülebilirlik kavramı son günlerde gerçekten tekrar gündeme getirilmesi gereken bir konu kanaatimce.

Zeytinyağı sektörü her ne kadar tarımla ve doğayla çok ilgili olsa da işin içine ekonomi girince insanın sınırsız ihtiyaçlarını karşılamada yer yer kaynakları zorlayıcı uygulamalara da sahne olabiliyor. Örneğin sık dikim (entansif bahçe) olarak bilinen zeytinliklerde hızlı meyve veren ve yaklaşık 15-20 yıllık ömrü olan zeytin fidanları deyim yerindeyse dip dibe dikilerek makinelerle tamamen ticari amaçla zeytinyağı üretimi için yetiştiriliyor. Bu esnada bahçede başka herhangi bir canlının (ister yabani ot ister küçükbaş vb.) olması tercih edilmiyor. Bir tarafta o heybetli yüzlerce yıllık ağaçlar ve etrafındaki ekosistem diğer yanda halı gibi görünen inci gibi dizili sık dikim bahçeleri… Sık dikim bahçeleri ekonomik anlamda getirisi daha yüksek yatırımlar tabi, diğer türlü yerel çeşit zeytin fidanını alıp aralarına en az 5 metre mesafe koymaya kalkarsanız çok fidan dikemezsiniz. Eh, o zaman biz zeytinden ve zeytinyağından nasıl para kazanacağız?

Önce bizlerin geçici misafirler olduğumuzu ancak ekosistemin çok uzun yıllar boyunca varlığını sürdürdüğünü ve zeytin ağacının da binlerce yıldır bu gezegende yaşadığı gerçeklerini kabul edeceğiz. Doğanın bir ritmi olduğunu, biz insanların çılgın temposunun yanında doğanın daha yavaş ve sakin ilerlediğini anlayacağız, doğaya saygılı ve ona göre sabırlı olacağız. Ondan sonra zeytinle ilgili ekonomik faaliyetlere girişimde bulunacağız. Eğer zeytinle ilgileniyor fakat bir taraftan da yatırımın kendini çabuk amorti etmesini bekliyorsanız hemen uyarayım. Zeytine yatırım yapıp da hemen bir sene sonra köşeyi dönen görmedim. Çünkü çok sayıda marka ve fabrika var. Pazar doymuş ve görünenin ardında sektörden ayrılan, el değiştiren firma da kapanan fabrika da çok. Öte yandan hızlı bir şekilde piyasaya giren ve kendini gösteren markalar da var elbet, ancak onların da yan sektörlerden destekli olması göze çarpıyor. Bu sektörde iş yapmanız için zeytini ve zeytinyağını çok sevmeniz, iyi bilmeniz, ama bu bilmek aileden zeytinci olmak değil yani bilimsel olarak işe çok hakim olmak ve devamlı kendinizi bu alanda geliştirmek, ve kaliteye, sürdürülebilirliğe önem vermeniz gerek. “İki kere iki dört eder” kadar basit bir kural bu.

 

Akdeniz'deki tehdit

Zeytin, zeytinyağı sektörü Akdeniz ülkelerinin en stratejik iş kollarından biri. 2013’ten beri Xylella fastidiosa adlı mikroorganizma, deyim yerindeyse İtalya’daki zeytinliklerin canına okuduğu için Avrupalılar daha bir endişeli. Çünkü çözümü henüz bulunamadı bu zararlının ve de bitki karantinası uygulanması gerektiği için bazı bölgelerde zeytin yetiştiriciliği durma noktasına geldi. Avrupa Birliği ülkeleri zeytine her zaman çok önem veriyor ve sürekli bilimsel çalışmalar yapıyor. Geçenlerde araştırma yaparken karşıma “Sustain Olive” diye bir proje çıktı.

Projede 8 üniversite, 9 üretici örgütü, 4 araştırma merkezi ve 1 iletişim firması iş birliği yapıyor. Proje kapsamında partnerler 46 tane pilot bahçede sürdürülebilir zeytincilik uygulamalarını araştırıyor. Proje heyecan verici ve bizde kırmızı çizgi olabilecek (zeytinlikte yabani otların yetişmesi, hayvan sürülerinin yayılması gibi) bazı uygulamaların aslında sürdürülebilirliğe nasıl hizmet ettiğini gözler önüne seriyor. Güzel posterler ve bilgilendirici raporlar da mevcut web sayfalarında ve merak ederseniz mutlaka okumanızı öneririm.

Bu projenin genel amacı, agroekolojik kavramlara dayalı yönetim uygulamalarında ve sektörün ana aktörleri arasında etkin ve aktif bilgi alışverişinde yenilikçi ve sürdürülebilir çözüm setlerinin uygulanması ve desteklenmesi yoluyla zeytinyağı sektörünün sürdürülebilirliğini teşvik etmek olarak tanımlanmış. Projede zeytincilik faaliyetlerinin toprak kaybı, yoğun su kullanımı, biyoçeşitliliği desteklemediği yönünde tespitler var. Bunlara alternatif olarak bahçelerde monokültür yerine ara tarım, zeytinyağı üretimi atıklarının doğaya geri kazandırılma yöntemleri ve toprak işleme ile ilgili pek çok önerileri merakla okudum. Sizlere de tavsiye ederim.

Avrupalı zeytinliklerin sürdürülebilirliğini bu kadar net bir şekilde çalışıyor ve birtakım yöntemler ortaya koyuyorsa bizim de artık kendi tarımsal ve üretim faaliyetlerimizi gözden geçirme zamanımız gelmiştir diye düşünüyorum. Ne demiş Georges Duhamel? “Zeytin ağacının vazgeçtiği yerde Akdeniz biter”.

Etiketler: Ortak Geleceğimizin Mimarı, Aslında Zeytin Midir?
Haziran 10, 2022
Listeye dön